Lenin Hakkında Uydurulan Yedi Yalan

Vladimir İlyiç Ulyanov ya da en bilinen adıyla Lenin, bir Rus devrimcisi, bir Bolşevik ve kendi döneminin en büyük, en ileri Marksist teorisyeniydi. Dünya’nın ilk sosyalist devletini kurması, tarihin en etkili insanlarından biri olduğunu da göstermektedir. Daha en başta, henüz Ekim 1917de bile Lenin’in nasıl biri olduğu, Rusya ve dünya tarihinde nasıl bir rol oynadığı hakkında tartışmalar başlamış; bu tartışmalar sonraki dönemlerde de hiç bitmemiştir.

Kapitalist dünya Lenin hakkında yüzlerce, hattâ binlerce makale, kitap, belgesel ve film üretti. Özellikle SSCB’nin çözülmesinden sonra bu propaganda sağanağı şiddetlenerek arttı. Lenin’in ve Sovyetlerin siyasal yönelimlerinin nasıl şekillendiği üzerine binlerce yalan ortalığa saçıldı.

Bu nedenle Vladimir İlyiç Lenin hakkında uydurulan yalanların bazılarını incelemek ve Lenin’in kişiliği hakkında bilgilendirmek görevini üstlenmemiz gerekiyordu.

1. Lenin bir Alman ajanıydı
Lenin’in yabancı bir devletin ajanı olduğu yalanı sıkça tekrar edilen ve muhtemelen hakkında söylenmiş ilk yalandır. Bu yalan ilk olarak, Bolşevik Devrimi öncesinde kurulmuş olan Geçici Rusya Hükümeti tarafından, siyasi bir muhalif olarak gördükleri Lenin’i, Alman destekli bir ajan olarak göstermek amacıyla ortaya atılmıştır. O sıralarda müfettişler, savcılar ve bir bütün olarak burjuva medyası ülkede giderek yükselen Bolşevizm’in etkisini azaltmak için, Bolşeviklerin liderini karalamaya çalışıyordu. Elbette yürüttükleri soruşturmada iddialarını doğrulayan tek bir kanıt bile ileri süremediler.

Bugüne kadar Lenin ve Bolşevik Partinin Almanya tarafından finanse edildiğini işaret eden herhangi bir kanıt ortaya konamamıştır. Lenin, iddiaların aksine Alman sosyal-demokratı Alexander Parvus’tan para almamıştır çünkü kendisiyle herhangi bir ilişki kurmamıştır. Hattâ Alexander Parvus, 1917’de henüz sürgünde olan ve Rusya’ya dönmemiş olan Lenin’e bir görüşme teklif etmiş, bu teklif Lenin tarafından reddedilmiştir.

Lenin’in Alman genelkurmayı tarafından finanse edildiğini gösteren de herhangi bir delil yoktur. Lenin’in Almanlarla işbirliği yapmış olduğunu kanıtladığı iddia edilen meşhur Sisson Belgeleri, Polonyalı gazeteci Ossendowski tarafından Bolşevizm karşıtı mücadelesinin bir parçası olarak uydurulan sahte evraklardır. Soğuk Savaş döneminde Amerikalı tarihçi George Kennan bu belgeler üzerinde kapsamlı bir araştırma yürüterek tümden sahte olduklarını kanıtlarıyla beraber ortaya koymuştur.

Bugünlerde politikacılar ve gazeteciler Lenin’in ajan olduğu yalanını tekrar piyasaya sürüyor; bu defa da tuhaftır ki İngilizlere çalıştığını iddia ediyorlar. Elbette öncekiler gibi bu iddiaların da herhangi bir mesnedi bulunmuyor; keza ekim devriminden sonraki gelişmeler, bu iddianın ne kadar saçma olduğunu açıkça ortaya koyuyor.


2. Lenin Rusya’dan ve Ruslardan nefret ederdi
Lenin’in yurtsever olmadığına, hattâ yurtseverlikten nefret ettiğine ilişkin yalanları duymuş olabilirsiniz.

Bu yalanların kökeni araştırıldığında genellikle Lenin’in o dönemdeki siyasi hasımlarına ulaşılır. Şu cümle sıkça Lenin’e atfedilmekte, hatta bazen altına tarihi bile yazılmaktadır: “İvanları kandırmamız gerek. İvanları kandırmadan iktidarı alamayız”. Ancak Lenin’in herhangi bir yazısında böyle bir söz yer almamakla birlikte, böyle bir cümle sarf ettiğinin de tek bir tanığı yoktur. Bu yalan esasen Yahudi düşmanlığıyla bilinen Rus yayıncı Anatoli Glazunov tarafından ortaya atılarak, herhangi bir delil olmaksızın Lenin’e atfedilmiştir.

Başka bir Sovyet düşmanı gazeteci, Georgi Solomon ise Lenin’in yurtseverlikten nefret ettiğini ve şu cümleleri söylediğini iddia etmektedir: “Rusya’ya ne olur, umurumda değil. Cehenneme kadar yolu var. Bütün bunlar yalnızca Dünya Devrimine giden yolda atılan adımlardan ibaret”. Günümüzde Rusya’da komünizm karşıtları arasında son derece popüler bir atıf olsa da Lenin’in böyle bir şey söylediğini gösteren hiçbir delil yok.

Esas olarak Lenin’in yurtseverliği “Büyük Rus Ulusal Gururu Üzerine” adlı eserinde görülmektedir. Lenin bu eserinde “sınıf bilincine sahip büyük Rus proletaryasından” övgüyle bahseder. Lenin ayrıca “Günümüzün Asıl Görevi” adlı çalışmasında “….umudumuz kölelikten kurtularak bağımsızlığa kavuşmak, boyun eğmez kararlılığımızsa Rusya’nın sefalet ve iktidarsızlıktan kurtularak kelimenin tam anlamıyla görkemli ve bereketli bir ülke haline gelmesini sağlamaktır” diyerek kendi yurduna dair hissettiklerini ortaya koyar. Dolayısıyla Lenin’e göre yurtseverlik, kimilerinin iddia ettiği gibi “enternasyonalizmle çelişen, ilkel, geri bir düşünce” değildir.


3. Lenin Rusya’nın toprak bütünlüğüne zarar verdi

Rus İmparatorluğu’nun çöküşünde Lenin ve Bolşevikler sorumlu tutulur. Hattâ günümüzde bazıları, işi Sovyetler Birliğinin çöküşünü bile Lenin’e bağlamaya kadar vardırıyor.

Ancak Ekim 1917’de Rusya’nın toprak kaybetmesinin sorumlusu Lenin değil uzun yıllardır şoven politikalar yürüten Çarlık hükümetiydi. Bu politikalar, ezilen halkların imparatorluktan ayrılma eğilimi göstermelerine neden oldu. Bu nedenle henüz Şubat 1917’de merkezi iktidarın imparatorluğu bir arada tutabilme kabiliyeti zayıflarken imparatorluk topraklarında ayrılıkçı hareketler çoktan baş göstermeye başlamıştı.

Bolşeviklerin iktidarı almasından önce, daha 1917 baharında, Beyaz Rusya ve Ukrayna’da milliyetçi hareketler ortaya çıkmıştı. Bu hareketler Geçici Hükümetin idaresini tanımıyor ve Bolşeviklere düşmanlık besliyordu. Polonya zaten Birinci Dünya Savaşı esnasında alınmıştı. Finlandiya, Rus İmparatorluğu’nun bir parçası olmakla birlikte politik bağımsızlığa sahipti ve Sovyet iktidarı kurulmadan önce zaten fiilen bağımsızdı. Sovyet iktidarı yalnızca bağımsızlığı tanımış oldu.

Lenin müreffeh bir Rus İmparatorluğu’nu mahvetmedi. Aksine hali hazırda bölünmüş olan anayurdunu yeni bir sosyalist devlette, Sovyetler Birliği’nde bir araya getirdi. Evet 1922 yılında SSCB kurulduğunda topraklarının yüz ölçümü Rus İmparatorluğu topraklarından daha küçük olmasına karşın imparatorluk topraklarının büyük kısmını kapsıyordu. Lenin 5 yıldan daha kısa sürede milliyetçi-ayrılıkçı düşüncelerin etkisini kırarak halkların barış içinde yaşayabilecekleri yeni bir ülkenin temelini inşa etmişti.

Sovyetler Birliğinin yıkılışında Lenin’in en küçük bir hatasını aramak bu büyük trajedinin gerçek suçlularını haklı çıkarmaya çalışmaktan başka bir işe yaramaz. Sovyetler Birliğinin yıkılışına, ne Lenin’in önerdiği federalizm ilkesi, ne de Marksist-Leninist teori neden olmuştur. Bunun asıl suçlusu Komünist Parti içindeki çürüme, parti liderlerinin komünizme ihanet ederek kapitalizmi restore etmeleridir.

 

4. Lenin’nin tek derdi abisinin intikamını almaktı
Abi Vladimir kendi ailesinde daha iyi bir gelecek için mücadele eden tek kişi değildi. Kız kardeşler Anna ve Maria devrimde yer alırken erkek kardeşler Dmitry ve Alexander da mücadelenin birer parçası olmuştu.

St. Petersburg Üniversitesinde parlak bir öğrenci olan Aleksandr Ulyanov, “Narodnaya Volya” devrimci örgütü içinde etkin bir militandı ve örgüt içinde silahlı küçük bir grup kurmuştu. “Narodnaya Volya” Marksist klasikleri çalışmış olsa da idealist bir düşünce yapısına sahipti.

Ulyanov’un grubu iktidardaki isimlere suikast düzenleyerek devrimi hızlandıracaklarını düşünüyordu. Bu düşünce doğrultusunda Çar 2. Alexander’a suikast düzenlemeye karar verdiler. Ancak girişim başarısız oldu ve Alexander Ulyanov dahil olmak üzere eylemde yer alan herkes tutuklandı. Hepsine, bazı Narodnaya Volya üyeleriyle birlikte idam cezası verildi. Annesi Maria Alexandrovna, Aleksandr’a “özel af” başvurusunda bulunması için yalvarmasına rağmen Aleksandr ilkelerini çiğnemeyi reddederek, doğru olanı yaptığını söylemiş, suçu kabul etmişti. Hapishanede asılarak idam edildiğinde yirmi bir yaşındaydı.

Aleksandr’ın ölümü Ulyanov ailesi için büyük bir trajediydi. O dönemde genç bir öğrenci olan Vladimir de bunun şokunu elbette yaşadı. Ablası Anna’nın anılarında yazdığına göre Vladimir İlyiç Ulyanov “Narodnaya Volya” örgütünün şiddet eylemleri hakkında “Hayır, biz o yoldan gitmeyeceğiz. Doğru yol o değil” demekteydi. Lenin henüz o dönemde bile doğrudan doğruya silahlı bir hareketin akılcı bir yönü olmadığının farkındaydı. Bolşevikler bu nedenle bu yola başvurmamıştır.

Ancak Vladimir’in devrimcileşmesine neden olan şey ailesindeki bu trajedi değildir.
Çünkü tıpkı erkek ve kız kardeşleri gibi, kendi zamanının diğer büyük akılları gibi, sömürgenlerin hâkim olduğu toplumun önünde bir gelecek olmadığını, böylesi bir toplumun iflasını ve yıkımını kaçınılamaz görüyordu. Gençliğinde Marksist klasikleri çalıştı. İçinde yaşadığı dünyanın somut siyasal-ekonomik durumunu yoğun bir biçimde analiz etmesi Vladimir Ulyanov’u komünist Lenin’e dönüştüren tek unsurdur. Onun devrimci faaliyetlerinin temelinde Çarlık ailesine karşı güttüğü kişisel bir garez değil, toplumu değiştirmek ve insanın daha iyi bir yaşam sürmesini sağlamak yatmaktadır.

 

5. Lenin Gizli Bir Yahudiydi
Lenin’in etnik kökeni, günümüzün milliyetçileri ile Yahudi düşmanlarının en sevdiği konulardan biridir. Bunlara göre Lenin aslında gizli bir Yahudi’dir ve asıl adı da Blank’tır. Bu iddialar günümüz karşı devrimcilerinin, Büyük Ekim Devrimini kendi uydurdukları bir Yahudi komplosuna dahil etmek için uydurdukları saçma iddialardır.

Bu iddialara göre Lenin, kızlık soyadı Blank olan annesi Maria Aleksandrovna tarafından Yahudi’ydi. Ancak yapılan çalışmalar Maria Aleksandrovna’nın Yahudi değil İsveç-Alman kökenden geldiğini ortaya koyuyor. Ulyanov ailesinde Blank soyadını taşıyan ilk kişi Vladimir’in büyük-büyük dedesi Dimitri Blank’tır. Dimitri Blank’in etnik kökeni ise bilinmemektedir. Lenin’in büyük-büyük dedesinin Yahudi kökenli olduğu kabul edilse bile, bu durumda Lenin etnik olarak 8’de 1 oranında Yahudi kökenlidir. Elbette bu oran, baba tarafından gelen ve çok daha güçlü bağları olan Orta Asya kökeni karşısında hiçbir önem arz etmiyor.

Lenin Yahudi olduğuna ilişkin hiçbir beyanda bulunmadı. Tüm resmi formlarda etnik köken olarak Rus olduğunu beyan etti. Yetiştirilme tarzına bakıldığında Yahudi kültürünün hiçbir biçimde yaşamına girmemiş olduğu görülmektedir. Gerçek bir enternasyonalist olan Lenin’in işte tam da bu nedenden dolayı etnik kökeninin herhangi bir öneminin olmadığının, çalışmalarının hiçbir noktasında etnik kökeninin belirleyici olmadığının altını çizmek gerekir.


6. Lenin bir ahlaksızdı
Komünistlere geçmişte de bugün de getirilen suçlamalardan biri de ahlak kavramını tanımadıklarıdır. Bolşeviklerin lideri de bu ahlaksızlık suçlamalarından nasibini almıştır. Bu iddialara göre Lenin ahlak kavramını açıkça reddetmektedir. Elbette bu iddiaların sahipleri Lenin’in hangi tür ahlak kavramını reddettiğini belirtme gereği hissetmezler.

En başta ahlak kavramının toplumsal davranış normlarını belirlediğini ifade etmek gerekir. Bu nedenle ahlak kavramı her bir sınıf ve her bir kültür için farklıdır. Kapitalizmde burjuva ahlakı diğer tüm ahlak anlayışlarını baskılar. Burjuvazinin ahlâkı proletaryanın itaati için propaganda ve zor yoluyla dayatılır.

Haksız savaşların, toplumsal eşitsizliğin, zenginlerin daha da zenginleşirken fakirlerin daha da fakirleşmesinin ve toplumun tüm kesimlerinde tüketici bir rekabet yürütülmesinin mantığını ve gerekçesini burjuva ahlâkı sağlar. Kapitalistler için kârlılığı arttıran her şey ve her davranışın ahlâka uygun bir mantığı vardır. Lenin işte bu ahlak anlayışını reddetmektedir.

Proletarya Ahlakı, burjuva ahlakının tam karşısındadır ve kapitalist sistemin eşitsizliklerine düşmandır. İşçi sınıfını yeni bir toplum, sosyalist bir toplum kurma yolunda örgütlenme ve mücadele etmeye de işte bu ahlak anlayışı yöneltir.

Lenin ahlak kavramını toptan reddetmemiş; ahlaklı bir insan olmanın gereği olarak burjuva “ahlakını” reddetmiştir. Hayatının tamamını, proleter ahlakın gerektirdiği şekilde haksız savaşların, sömürünün, eşitsizliğin ve fakirliğin karşısında, işçi sınıfına hizmet etmeye adamıştır.


7. Lenin zengindi
Sovyetler Birliği’nin her renkten düşmanları Lenin’in ve Bolşeviklerin kişisel zenginlik elde etmek için iktidara talip olduklarını iddia ediyor. Öyleyse Lenin iktidara geldikten sonra ne gibi kişisel faydalar elde etmiş ve “memleketi soyarak” ne gibi bir zenginlik elde etmiş bir bakalım:

Lenin, Bolşevik ahlakı nedeniyle eski imparatorluğun burjuva yöneticileri gibi yaşayamazdı. Örneğin 23 Mayıs 1918 tarihli mektubunda, Lenin, Halk Komiserleri Konseyi başkanı Bonç-Bruyeviç’i ve Halk Komiserleri Konseyi Sekreteri Gorbunov’u, maaşlarını keyfi biçimde arttırdıkları için ciddi şekilde kınamaktadır.

Lenin ve Ulyanov ailesinin Kremlin’deki daireleri dört küçük, mütevazi odadan ibarettir. Lenin hem yatak hem de çalışma odası olarak kullandığı tek bir odaya sahiptir. Lenin’in bir de şoförü vardır, evet. Ancak yalnızca Sovyet hükümetinin resmi kullanıma tahsis ettiği arabaları sürmektedir. Lenin’in limuzinleri veya lüks arabalarla dolu bir garajı hiçbir zaman olmamıştır.

Proletaryanın ve komünistlerin kalbinde yer edinen Lenin’in mütevaziliği daha birçok örnekle ortaya konabilir. Örneğin Sovyet iktidarının ilk yıllarında ülke genelinde kıtlık çekilirken, Lenin kendisine belli süreler için ayrılan un, et ve diğer gıdaları depoda bekletmemiş, aksine yetimhanelere ve hastanelere göndermiştir. İstihkak az miktarda geldiğinde ise bunu etrafındaki diğer yoldaşlarıyla ve hastalığını tedavi eden doktorların aileleriyle paylaşmıştır. Proletarya ahlakı bunu gerektiriyordu, Lenin de bu ahlakın örneğini hayatının tamamında ortaya koymuştur.

Sonuç olarak

Bu büyük devrimcinin ismine leke sürmeye yönelik iftiralar, dikkatlice incelendiklerinde birer birer çökmektedir. Lenin düşmanı karalama kampanyaları, Sovyetler Birliği ile Komünizme karşı yürütülen propagandanın ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle sınıf mücadelesinin yükseldiği dönemlerde işçi sınıfının düşmanları tarafından giderek daha çok kullanılmaktadır.

Burjuvazi ve yardakçılarının, Lenin hakkında bu yalanları yayarken tek bir hedefi vardır: zenginlerin diktatörlüğünün sürmesi. İşçi sınıfının kurtuluşu için mücadele edenlerin adlarını işte bu amaç doğrultusunda karalamaya çalışırlar. Ancak yıldan yıla ekonominin kötüleşmesi, toplumsal hak ve özgürlüklerin birer birer ortadan kalkması, baskıcı yasaların teker teker yürürlüğe girmesi ve emek sömürüsünün artması, bu çabalarının sonunun geldiğini göstermektedir.

Lenin adı sömürgen ve asalak sınıfların en dehşetli, en becerikli düşmanı olarak dünya tarihine kazınmıştır. Marksizm’i geliştirerek uygulamış, Komünist Partiyi kurmuş, Sovyet sosyalist devriminin öncülüğünü yapmış ve proletarya iktidarının kurucuları arasındaki görkemli yerini almıştır.

Şimdi bizler de kapitalist sistemin yıkılmanın eşiğinde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Sınıf mücadelesi şiddetleniyor ve kapitalizmin kendi maddi çelişkileri büyüyor. Marksizm-Leninizm’in geçerliliği de, etkisi de sürüyor. Lenin’in hayalini kurduğu sınıfsız, sömürüsüz, baskısız toplum ufukta görünüyor.

Politsturm, olayları Marksist-Leninist bakış açısıyla ele alan bağımsız bir komünist bilgi kaynağıdır.
Exit mobile version